next event: contemporary istanbul art fair / mixer B1-405



Stand Booth NumberB1-405
Tarih Date: 12.11.2015 - 15.11.2015
Yer Location: İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı
The Istanbul Convention and Exhibition Center (ICEC)
Mixer, Contemporary İstanbul Sanat Fuarı kapsamında geçmişten bugüne birlikte çalıştığı sanatçıların ilk kez göreceğiniz işlerini bir araya getiriyor. B1-405'te sizleri bekliyor olacağız.
Mixer brings together artists' works which you have never seen before for Contemporary Istanbul Art Fair. We will be glad to see you at booth number B1-405.

next event: "Alien Self Disorder" , Tranås, Sweden





Sergi: “Alien Self Disorder”, Tranås, İsveç

Kultivera, Uppsala Literature Centre ve Türkiye Avrupa Vakfı işbirliğiyle, İsveç Enstitüsü’nün Creative Force Programı dahilinde Türkiye’den davet edilen beş kadın sanatçı ve aktivist bir aylık residency programı sonunda kollektif bir sergi gerçekleştiriyorlar. Azınlık ve kadın haklarının vurgulandığı, ifade özgürlüğü, eşitlik, insan hakları ve demokrasi gibi konuların tartışıldığı bu program çerçevesinde katılımcılar yerel sanatçı ve aktivistlerle bir araya geldi.

Her biri farklı alanlardan gelen katılımcılar ortak bir duygu deneyimi olarak bu sergiyi “alien self disorder” kavramı bağlamında oluşturuyorlar. Daha çok Afro Amerikalılara yönelik bir tanı olan bu kavramı, Na’im Akbar, bir grup insanın doğalarına ve sağ kalma içgüdülerine karşıt davranışları olarak tanımlar. Bu grubun baskın davranış biçimleri doğal ve kültürel eğilimlerini reddetmeye dayanır. Kendi yaşamlarına ve iyiliklerine ters yönde hareket etmeyi öğrenmişlerdir ve de bunun bir sonucu olarak kendilerine yabancılaşırlar. Türkiye’nin politik coğrafyasından uzak bir mesafede çalışmayı deneyimleyen katılımcılar, üretimlerinin ortak noktası olarak bu kavramda buluşuyorlar.

Sergi 13 Kasım - 12 Aralık 2015 tarihleri arasında Tranås kent kütüphanesi sergi salonunda görülebilir.

Katılımcılar: Eda Emirdağ, Gözde Robin, Eda Gecikmez, Gökçe Sandal, Seher Uysal

Açılış: 13. 11. 2015 / 18:00
Adres:Tranås Stadsbibliotek, "Smatten",Tranås, İsveç




Exhibition: “Alien Self Disorder” Tranås, Sweden

Five women artists and activists invited to Sweden by a collaborative project designed by Kultivera, Uppsala Literature Center and Turkey-Europe Foundation within the Creative Force program of the Swedish Institute, are now creating a collective exhibition at the end of the one month residency program. With particular emphasis on the rights of women and minorities; the participants came together with local artists and activists to discuss freedom of speech, equality, human rights and democracy.

The artists, each coming from different disciplines and backgrounds, are creating this exhibition in the context of “alien self disorder” as a collective experience of emotions and reflections. Coined to diagnose a mental disorder among African Americans, Na’im Akbar defines the term as “that group of individuals who behave contrary to their nature and survival. They are a group whose predominant behavior patterns represent a rejection of their natural and culturally valid dispositions. They have learned to act in contradiction to their own life and well being. As a consequence they are alienated from themselves.” After having experienced working geographically away from the political climate of Turkey, the participants chose this concept as a common meeting point for their works.

The exhibition can be visited in the Tranås city library’s exhibition hall between the dates 13 November-12 December 2015.

Participants: Eda Emirdağ, Gözde Robin, Eda Gecikmez, Gökçe Sandal, Seher Uysal

Opening: 13.11.2015 / 18:00
Adress:Tranås Stadsbibliotek, "Smatten",Tranås, Sweden





next event: "Toplumsal Aralık / Social Interstice"





TOPLUMSAL ARALIK

5 KASIM- 26 ARALIK 2015

EDA GACİKMEZ, ESİN TURAN, FIRAT ENGİN, KOMET, MERVE ŞENDİL, MURAT MOROVA, SERHAT KİRAZ


2015 başından bu yana "ÇAĞRI SARAY – OUTSIDER", "DADA MUTFAK BIÇAĞIYLA KES…", "İNCE AYARLI VE ÇOĞUL", "MANİFESTO DÜŞÜNME BİÇİMİ – BİR YOK OLMA YOLU" - 14. İstanbul Bienali Dolayısıyla KİEV VE TİFLİS’TEN ÇAĞDAŞ SANAT Sergilerini gerçekleştiren Kuad Galeri’nin yıl sonu sergisi yine Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu siyasal-toplumsal-ekonomik süreçte görsel sanat üretiminin işlevsel, düşünsel, estetik varlığına dikkati çekmeyi amaçlıyor.

Görsel sanat yapıtlarının içerdiği eleştiri ve tartışma açılımlarının kökenindeki karşı çıkış, günümüzün demokrasi düzeninin sağladığı bir ifade biçimi ve toplumun özellikle dışlanmış ve ötekileştirilmiş belirli kesimlerinin hak ve istekleri bağlamında bir eylemdir. Son on yılda gerçekleştirilen yapıtlarda bu açıdan ortak özellikler gözlemleniyor. Tüm yönlere doğru yapılan bütün hareketler bir sosyo-politik ve ekonomik sindirme, hayal kırıklığı ve umutsuzluktan ortaya çıkan kara mizahı, insan sevmeme ve zarar vericiliği yansıtmaktadır. Bu yorumların, keşiflerin, ifadelerin ortaya serilmesi izleyicinin yalnızca önünden geçip bakması için değildir. Bu anlatım katmanlarının ve imgelerinin derin yarıklarında izleyici ile karşılıklı bir ilişki içine girme arzusu ima edilmektedir. “İlişkisel estetik” isimli kitabında Nicholas Bourriaud bu olguyu ele almakta ve bunu toplumsal aralık (interstice) olarak sanat yapıtı terimiyle tanımlamaktadır.

1 Kasım seçiminden sonra Türkiye yeni bir döneme girerken, sürece bu başlıkla katkıda bulunuyor ve sergiye katılan değerli sanatçıların bu bağlamdaki yapıtlarına dikkat çekiyoruz.

next event: Başka Bir Düyanın Zarafeti // Grace of Another World




Ayşe Bezenmiş, Eda Gecikmez, Emrah Altınok, Erhan Özışıklı, Gümüş Özdeş, 
Güneş Çınar, Merve Şendil, Serra Behar, Yağız Özgen, Yavuz Erkan
Kürasyon / Curation : Nihan Çetinkaya

(please scroll down for English)

Başka Bir Dünyanın Zarafeti

“Size öyle küçük bir şey söylemeye çalışıyorum ki, söylerken onu zedelemekten korkuyorum.” Christian Bobin

Sergi, ismini, Gilles Deleuze’ün sinema estetiği üzerine yazdığı iki ciltlik çalışmasının ilk cildi olan Image-Mouvement (Hareket-İmge) isimli kitabında yer verdiği bir cümleden alıyor. Deleuze, hareketi, sübjektif ve objektif algı olarak ikili bir sistem içinde tartıştığı bir yerde, Fransız sinemasının bu subjektiviteyi keşfinin tanığı olarak suyla kurduğu ilişkiden bahsederken, su diyor, öyle bir ortam ki, hareketin kendisini hareket eden şeyden ayırabiliyor; hareketliliği hareketten soyabiliyoruz; suyun soyut akışkanlığı yeryüzü insanından farklı bir dünyaya ait bir insanın ortamını bize yaratabiliyor; sudaki hareket, adeta ‘başka bir dünyanın zarafetini’ çağırıyor.

Ulus Baker ise, Sanat ve Arzu seminerlerinde, bakış açısı mefhumu’nu anlatırken başvuruyor bu söze ve başka dünyadan olmanın taşıdığı zarafeti, hayvanlardan örnek vererek yine su ve kara karşıtlığına göndererek açıklamaya çalışıyor. Bir kuğu, diyor, kendi dünyası olan sudan çıkıp karaya ayak bastığında paytak paytak yürümeye başladığında, onun bu kusuru bizde bir hayranlık uyandırır; kesinlikle acımayız ona. O sarsak yürüyüş hoşumuza gider çünkü zariftir. Kuğunun kendi dünyasından bizlere taşıdığı bir zarafet, bir ışıldama vardır. İşte philia yani dostluk, sevgi ya da aşk olarak karşılayabileceğimiz duygulanımın başlangıcının da bu öte ya da başka dünyaya duyulan hoşlanma ve merakla başladığının vurgusunu yapıyor. “Bu başka dünyalı olma halini anlamamız gerekmez ondan hoşlanmamız için; tıpkı bir tablonun önüne geçtiğimizde karşımızda duran imgenin bizde hayranlık uyandırmasının onu anlamamızdan çok önce gerçekleşmesi gibi.”

Doğumumuzdan itibaren duyularımız aracılığıyla algılayabildiğimiz ve kendimizi, içinde bulunduğumuz dünyadan ayırt ederek çizdiğimiz sınırla ifade ettiğimiz andan itibaren temellük ettiklerimizi, mutlak gerçeklikler olarak kabul etmektense, hep bir şüpheyle yaklaşabilmenin zarafeti bu. Bir başka dünyadan olma, bir özgürlük alanını katettirdiği için, kişinin, temas ettiği farklı dünyalara bilinemezliğin gölgesinde duyduğu saygı ve kendi varoluşunun olası ağırlığından duyduğu utancın bir sonucu olarak bir afallama içinde olması; kendi dünyası ile diğer dünyalar arasındaki bu ara bölgede, kendi mevcudiyeti ile ötekine uyguladığı şiddet arasında belki biraz mahcup bir edayla yaşamaya çalışması. Bize göre sanatçının dünyalararasılığı da böyle bir varoluş. Dolayısıyla, görünenlerin anlık hisler vasıtasıyla hakikatle örtüştüğü ama uzun sürmediği, cismaniyetin açığa çıktığı ölçüde arkasındakini kapattığı temsil dünyasında bir varolup aynı hızla yok olan dünyalardan ve gözün gördüğüne koşulsuz bir inanç içinde olmamanın zarafetinden dem vuruyoruz. Aklın ve akıl olmayanın, anlam ve anlam olmayanın arasında bir örümcek titizliği ve sessizliğinde gezinebilmenin, kendiliğindenliğin kollarında mutlu olmanın zarafetinden; kibar olmakla ya da nezaket kuralları olarak geliştirilmiş, bedenin kodlanarak tahakkümünü içeren bir dizi sosyalleşme aygıtıyla alakası olmayan bir şeyden.

-----------------------------------------------------------------

Grace of Another World

“I’m trying to tell you something so small that I fear I might harm it in the process.” Christian Bobin

The exhibition takes its title from a sentence in Gilles Deleuze’s Image-Mouvement, the first book of his two-volume study on film aesthetics. At a point where he discusses movement within a dual system of subjective and objective perception, Deleuze mentions the relationship French cinema forges with water as witness to its discovery of this subjectivity. Water, he says, is a medium that can distinguish movement itself from that which is moving; we can divest mobility from movement; the abstract fluidity of water is able to create for us the environment of a person who belongs to a different world than the earthly person; it is as if movement in water calls on the “grace of another world”.

Ulus Baker refers to this quote while explaining the concept of point of view in his Art and Desire seminars, and tries to clarify the grace inherent in being from another world by giving examples from animals and again by going back to the opposition of land and water. When a swan, he says, goes out of its own element, which is water, and starts to waddle on land, this flaw fascinates us; we certainly do not pity it. The tottering walk appeals to us because it is graceful. The swan brings us a kind of grace or radiance from its own world. It is with this very appeal and curiosity of an over and other world that the affect we can describe as philia, that is friendship or love begins. “We do not need to understand this state of being from another world in order to like it – just as the fascination an image incites in us when we look at a painting takes place a lot before we actually understand it.”

This is the grace of being able to always approach with doubt what we have perceived with our senses since birth, and what we have appropriated since we defined ourselves by the boundary we drew between ourselves and the world we live in, instead of accepting them as absolute truths. It is the state of being taken aback as a result of one’s respect in the shadow of the unknown for the different worlds with which one comes in contact, and of the shame one feels of the possible weight of one’s existence, as being of another world has one traversing a space of freedom – it is one’s trying to live perhaps with a tinge of embarrassment in this middle area between one’s world and other worlds, between one’s presence and the violence this exerts on the other. We think that artists’ being-between-worlds is such an existence. Therefore, we are talking of worlds that come into being and disappear as fast as they came, and of the grace of not having unconditional faith in what the eye can see in this world of representation where whatever lies behind is occluded from view to the extent that materiality gets expressed, and where what is visible corresponds with the truth through momentary sensations but does not last. The grace of being able to roam around between reason and non-reason, meaning and non-meaning with the meticulous silence of a spider, of being happy in the arms of spontaneity; of something that has nothing to do with a series of socialization devices developed as a means to be polite or refined and involving the domination of the body through its codification.                                                                                                                                


artist in residency: Asylum of Art Air, Kultivera, Sweden, Tranås



Asylum of Art AiR (October) Kultivera and  Turkey Europe Foundation have developed this residency for Turkish artists and activists as a model of investigation. Under the month of october Turkish artists shall create a meeting place where Kultivera, TAV, the artists and the local community shall meet to investigate democracy, human rights, cultural exchange and development.

Residency blog: http://kultivera.blogspot.se/

past event: drawing thoughts // hafızayı taramak



C.A.M. Galeri starts the new season with “Drawing Thoughts” opening on September 10th. The group show brings together
the works of Ata Kam, Ceylan Öztürk, Eda Gecikmez, Ege Kanar, Mahmut Celayir, Melisa Önel, Merve Ünsal, Selim Süme and Sinan Tuncay.
To what extent, understanding or perceiving a past that is not directly experienced in individual or social sense is effective to generate a common memory?
The group show “Drawing Thoughts” will examine how the personal memory forms the present time and how it diversifies the transmission between constructed history and memory politics. In the exhibition the notion of “post memory” associated with conceptualization of memory draws an analogical framework that interprets various tracings through the works of the artists
concentrated on this specific theme.

Bringing together various art practices, the exhibition suggests a debate between the images formed by the personal memory and collective memory that is interrupted through time.
The exhibition can be regarded as a study that searches for a common space to question the reproducing of memory that is
based on a personal experience of someone lived in that specific moment of scanning memory to sincerely remember and
making up history to intentionally forget, based on the nature or a certain background.
Drawing Thoughts can be visited until October 3, 2015.
Curator: Sevim Sancaktar
//
Drawing Thoughts / Hafızayı Taramak 10 Eylül - 03 Ekim tarihleri arasında C.A.M Galeri’de gerçekleştirilecek olan bir sergi. Hepimizi kaplayan kaygı ve tedirginlik hissi içinde biraraya gelerek hafızalarımızı nasıl diri tutacağımız üzerine ve günümüz coğrafyasının belirsiz ve havada asılı kalan koşullarını anlamak üzerine yalnızca bir deneme. 

Ata Kam | Ceylan Öztürk | Eda Gecikmez | Ege Kanar | Mahmut Celayir Melisa Önel | Merve Ünsal | Selim Süme | Sinan Tuncay

Bireysel veya toplumsal anlamda doğrudan deneyimlenmeyen ama hâlâ bir parçası olunan geçmişi anlamak ya da algılamak, ortak bir hafıza oluşturmakta ne kadar etkin olabilir? Drawing Thoughts sergisi, aracısız hafıza alanının bugünü nasıl şekillendirdiğini ve kurgulanmış tarih ile hafızanın siyaseti arasındaki yelpazede kalan aktarımların nasıl farklılaştığına bakıyor. Hafızanın kavramsallaştırılmasıyla ilintilendirilen post memory kavramı, sergide çeşitli izler üzerinden okumalar sunan analojik bir çerçeve çiziyor ve bu alanı tarayan sanatçıların işleri üzerinden irdeleniyor. Farklı sanat pratiklerinin bir araya geldiği sergi, bireye ait olan ile kolektif hafızada yorumlamalarla oluşan izlekleri takip eden bir yaklaşımla bir yandan kesintiye uğra(tılan)yan hafızayı tartışmayı öneriyor.
Hatırlamak için taranan hafıza ile unutmak için yaratılan tarih yazımı arasında bir yerde yaşamış tanıdık birinin, geçmişte yaşadığı bilinen birinin, doğanın ya da belli tecrübelerin hafızası üzerine düşünmek ve aradaki boşluklarla hafızanın nasıl yeniden yaratıldığı üzerine düşündürebilecek ortak bir alan arayışındadır.
Ata, kendi pratiğinde önemli bir yer tutan görselliğin üretimi ve aktarımını Şimdi ve Burada adlı çalışmasında da devam ettiriyor. Post memory üzerinden aracısız hafıza alanının sınırlarına ve uçuculuğuna vurgu yaparken farklı algılama biçimleriyle aktarılmış kültürel ve kolektif hafızanın nasıl kurgulandığını sorguluyor. Ceylan, Dear Past isimli yerleştirmesinde, Türkiye’nin farklı bölgelerinde, farklı hafızaları barındıran şehirlerinden toplanmış çaylarla, yeni bir karışım yaratarak, günümüz coğrafyasında hiç eksilmeyen bir ihtiyaç olan hafızanın diri tutulması için çabalıyor. Eda, Aklın Uykusu isimli yerleştirmesinde Francisco Goya’dan ödünç aldığı “Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır” notu ile tarihin tekerrür edişine vurgu yaparak 2008 yılında ürettiği yerleştirmesini bugüne yeniden uyarlıyor.
Ege, Yüzey Çalışmaları çalışmasında buluntu fotoğrafları kendilerine has maddi gerçeklikleri ve zamansallıkları bulunan yarı geçirgen nesneler olarak ele alıyor ve bu nesnelerin yüzeyinde yer alan çeşitli izlere odaklanıyor. Ait oldukları bağlamdan kopartılmış bu gizemli nesneleri saran ilksel şartları anlayabilme veya yeniden üretebilme arzusuyla yola çıkan çalışma, bu fotoğrafları hafiyece jestler ve sözde bilimsel metodlar yardımıyla yeniden ”geliştirmeyi” denerken bu sayede onlar için yeni bir bağlam oluşturmanın da imkanlarını araştırıyor. Mahmut, Kürt coğrafyasında, ateşin ve şiddetin yanı başında yalnız bırakılan kadınların sürekli bir bekleyiş içinde doğayla iç içe geçen yaşamlarını Tribut isimli videosuyla aktarıyor. Kadınların hareketsiz anıtsal duruşu ve suskun bakışlarıyla izleyicinin kendini sorgulamasına alan açıyor. Melisa, fotoğraf ve videodan oluşan yerleştirmesinde hafızanın parçalanarak dönüşümüne ve bu parçalanmayla hafızanın oluşturduğu yeni izlekler ile ilgileniyor. Bir yere ve bedene aidiyetin hafızaya kazınmış hali ile gerçekte bıraktığı izler arasında gidip gelen, hatırladıkça geçmişi yeniden üretmeye çalışan fakat onu dönüştüren anlara vurgu yapıyor. Merve, Selâmet Gazetesi Arşivinden Bir Seçki (Ufuk Çizgisi) adını verdiği çalışmasıyla bilginin üretimi ve bilgi dağıtımını nasıl organize ettiğimiz üzerine düşündürüyor. Kolektif hafızayı dönüştürmekte önemli bir araç olan imge dağılımını hayali bir gazete için ürettiği ve hiç bir zaman haber fotoğrafı olmayacak haber görselleri üzerinden sorguluyor. Selim, Tekerrür isimli, yaklaşık seksen adet buluntu vesikalık fotoğraf üzerinden yola çıktığı yerleştirmesinde, bakış ve bakışın tedirgin ediciliği, bakış ile arzu nesnesi arasındaki ilişkiye birkaç farklı açıdan yaklaşıyor. Sinan, ürettiği fotoğrafik kolajlarda kamuyla özeli iç içe geçirirken, fantazileşmiş kadın bekareti ve heteronormatif erkek imajı üzerinden toplumsal kabulün çelişkili kodlarına dair görsel bir okuma sunuyor.


Fatih Aydoğdu, Deniz Uludağ(Karşılaşmalar), Lale Barlas, Ecem Sarıçayır, Gabi, Nihan Somay(BAS) ve Lamarts ekibine desteği için teşekkürler.

artist in residency: Blind Dates / Phase 1 / Cittadellarte, Biella, Italy

Ufficio Arte & Unidee - University of Ideas
Ceittadellarte - Fondazione Pistoletto Onlus

Dates
29th June - 18th July 2015

Cittadellarte’s aim is to inspire and produce a responsible change in society through ideas and creative projects. 

Cittadellarte-Fondazione Pistoletto was instituted in 1998 as a concrete action of the Progetto Arte Manifesto where the artist Michelangelo Pistoletto proposed a new role for the artist: that of placing art in direct interaction with all the areas of human activity which form society.

The name Cittadellarte incorporates two meanings: that of the citadel or rather an area where art is protected and well defended, and that of the city, which corresponds to the idea of openness and interrelational complexities with the world. 

Cittadellarte is a great laboratory, a generator of creative energy that generates unedited processes of development in diverse fields of culture, production, economics and politics. 

The activities of Cittadellarte pursue a basic objective: to operationally take artistic interventions into every sector of civil society to contribute responsibly and profitably to address the profound changes of our age. 

Cittadellarte is structured organically according to a cellular system that configures itself in a main nucleus that subdivides into different nuclei. These take the name of Uffizi. Each office carries out its own activity addressing specific areas of the social system. The goals of the Uffizi are: to produce a responsible transformation of global society, starting from their smaller local dimensions. 

http://www.cittadellarte.it/