next event: Gizli Özne Paralaks / Hidden Subject Parallax, Ankara


Gizli Özne Paralaks / Hidden Subject Parallax

7 Nisan/April – 22 Mayıs/May 2015

Yaygara, 7 Nisan – 22 Mayıs 2015 tarihleri arasında “Gizli Özne Paralaks” isimli etkinlikliği ile Arte Sanat’ta. 

Bugünün öznesi tüm iradesiyle, inisiyatifiyle, tercihleriyle kendisini, coğrafyasında ve tarihinde ekonomik, siyasal, sosyo-kültürel, inançsal koşullara rağmen ortaya koyabilmekte midir?

Hiç kuşkusuz özne, dışındaki dünyayı kendi bakışının sağladığı perspektifle algılayacaktır. Durumları, olayları, ilişkileri, inancını tanımlarken bu bakış açısından faydalanacaktır. Peki alanlarda tezahür eden bu özne tipi tek başına bir şeyleri kavramada yeterli olabilir mi yoksa özne, içinde bir başka özneye ihtiyaç duyar mı? 

Bu noktada iki bilme eylemi, ikircikli bir yaklaşım oluşur. Bu ikircikli durum kararsızlıktan çok şüpheciliğe daha yakındır. Özne bu sayede nesnesine yöneldiğinde, oluşan anlamın çeşitliliğini sağlar. Aynı nesne üzerinde farklı anlamlar, bilmeler doğurur. Öznenin hareketini esas alan bu tepkimede paralaks oluşmuştur. 

Tüm bu koşullar altında, öznenin hareketini sağlayan yöntemlerden biri olan sanat, düşünceyle varlık arasında açılan bu derin yarık arasına köprü kurması, işlevi açısından ihtiyaca dönüşür. Dolayısıyla Paralaks özne-nesne ilişkisinde oluşacak dialoglar açısından, ihtiyaçtan çok zorunlu bir gerekçedir. 

Hidden subject parallax 

Is today’s subject (the modern individual) able to exert himself with all his willingness, initiation, preferences in his present space and time in spite of economic, political, sociocultural and religious conditions ? 

Undoubtedly, an individual perceive the world around him in his own subjective perspective, which means he uses this viewpoint to define occasions, events, relations and faith. However, is this individual showing himself in the streets able to perceive the things that are happening around on his own? Or does he need someone else to know? 

Therefore, these two acts (the subject’s and the hidden other’s) of knowing causes a contradicting attitude. This is closer to doubtfulness rather than indecisiveness. Accordingly, there arise different meanings and perceptions, which brings about parallax that is based on the acts of the subject. 

Under these circumstances, art which is one of the acts of the modern individual (subject) has to become a need to bridge the gap between thought and human being. Hence, in the face of dialogs which take place during subject-object relations, art is a compulsory act rather than a necessary one. 

Metin/Text: Erdal DUMAN 

Sanatçılar-Artists:
Burcu Sultan Demir, Dejan Kaludjerovic, Deniz C. Koşar, Eda Gecikmez, Emre Zeytinoğlu, Erdal Duman, Esma Meydan, Fatih Tan, Ferhat Özgür, Khaled Hafez, Hüseyin Arıcı, Mehmet Ali Boran, Mustafa Duymaz, Serkan Demir, Servet Cihangiroğlu, Şevket Arık 

Yazarlar- Authors:
Adem Yıldırım, Ali Rıza Taşkale, Erdal Duman, Ersin Vedat Elgür, Mahsum Çiçek, Seval Şener, Şevket Arık 

Sergi Tarihleri-Exhibition Date:
7 Nisan/April – 22 Mayıs/May 2015
Açılış: 7 Nisan 2015 Salı, 18.00

Opening: 7 April 2015 Tuesday, 18.00
 

Hayalet -III / Ghost - III

oil on canvas
2015, Istanbul 

past event: türkiye'den yeni nesil genç çağdaş sanatçılar


current event: dada mutfak bıçağıyla kes...



"DADA MUTFAK BIÇAĞIYLA KES…"

DADA'nın 100.Yılı için Bir Sergi


18 Mart - 2 Mayıs 2015


Esra Carus; Ahmet Vehbi Doğramacı; Fırat Engin; Özge Enginöz; Erol Eskici; Eda Gecikmez; Murat Gök ; Şakir Gökçebağ Hakan Gürsoytrak; Naci Güneş Güven; Yahya M.Madra; Meltem Sırtıkara; 
Esin Turan ve Eric Andersen ile Canan Beykal katılımlarıyla

Sergi, günümüz sanatının söylem, biçim ve estetik açıdan altyapısını oluşturan Dada akımının ünlü kadın sanatçısı Hannah Höch’ün, dönemin Weimar yönetimini eleştiren “Dada Mutfak Bıçağıyla Son Weimar Bira- Göbekli Almanya Kültür Çağını Kes” başlıklı kolajına gönderme yapan bir başlıkla sunuluyor..

Dada akımı o dönemin aydınları ve sanatçıları için disiplinlerarası etkileşim ve işbirliği ifade ediyordu, ama asıl 1915-1923 arasında savaş karşıtı bir akım olmasının altını çizmek gerekiyor. Özellikle de toplumun savaşı kutsallaştıran ya da kaçınılmaz kılan geleneksel savaş anlayışını yıkmaya yönelik söylemleri içermesi açısından, değişik içerik, biçim ve estetiklerle uygulanıyor olsa da, günümüzde sürmekte olan savaş durumuna yanıt vermeye devam eden bir akım.

Dada, 1916’da savaşın ortasında ortaya çıktı ve ilk andan başlayarak Avrupa ruhunun kapsamlı bir manifestosu görünümündeydi. Savaş öncesinde, toplumsal ya da bireysel olarak insan varlığının anlam ve değerleri üstüne sorular açılmış bunlar kesin yanıt bulmamakla birlikte, Modernizmin eşiğindeki insana bazı doyumlar vermişti. Savaş, bu doyumları da silip götürdü ve yerine bir boşluk bıraktı. Dada, sanki bütün yerleşmiş ahlaki, estetik ve toplumsal değerleri baş aşağı ederek, arta kalan ütopyaları da silmeyi amaç edinmişti. Bunların içinde en önemlisi sanatı ulusal kültür ögesi olmaktan çıkarıp, sanayii toplumunun deneyselliğe dayalı büyük kent fenomenine dönüştürmektir. 

Dada, sanat ve yaşam arasındaki sınırın ilk ortadan kalkışıdır; sanatçılar işlerini toplumun ortasında gerçekleştiriyor ve günlük yaşamın izini sürüyorlardı. Bu özellik ile Dada ile günümüzdeki İlişkisel Estetik arasındaki bağlantı belirgindir.

Dada yapıtlarını dört ana grupta toplamak olasıdır; bu grupların bugün bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sağladığı olanaklarla sürdürüldüğünü izleyebiliriz. 

Kolâjlar, Asemblajlar, Malzemeli Resimler; Tipografik Montajlar, Fotomontajlar;
Mekano-Dada, Meta-Makinalar, Mekanik Mankenler; Toplumsal alanda gösteriler.

Dada, her yöne açık bir sanatı savunduğu için yazın, müzik, resim, heykel, performans, dans, hitabet gibi alanlardaki üretimlerle karşılaşılır; kısacası bu akım, bugünkü anlamıyla disiplinlerarasıdır. Dada'da rastlantısallık önemli bir ögedir. Yazınsal, müziksel, resimsel üretimlerde bu rastlantısallık belirgindir. Dada belgeseliğe dayanır. Dergiler, afişler, broşürler, kataloglar, el ilanları, mektuplar, posta kartları, notlar ve taslaklar Dada'nın icat ettiği ve kullandığı yayılma yöntemleridir. Dada, tıpkı şimdi olduğu gibi, modern kentin enerji ve dinamizminin kendini sanat yoluyla dışa vurmasıdır: Merkezler Zürih, Berlin, Paris, New York, Hannover, Köln ve Amsterdam'dır. Bu özellikleri günümüz sanatında izliyoruz.

Dada, 1920'de Berlin'de yapılan Dada Fuarı ile doruk noktasına ulaştı ve tarihsel olarak 1923'de sona erdi; ne ki etkileri ve yarattığı sanat yapma türleri günümüz sanatının temelini oluşturuyor.

Kuad Galeri 2013-2014 döneminde John Cage’in 100’.Yılına ve Dada sanatçısı Duchamp’ın Hazır Nesne söyleminin 100.yılına gönderme yapan “Mutsuz Hazır Nesne” sergilerini düzenlemişti. Bu sergiyle Kuad Galeri 20.yy sanat akımlarına gönderme yapan sunumlarını sürdürüyor.




///
“CUT WITH THE DADA KITCHEN KNIFE…”
Exhibition for 100th Year of DADA

18 March – 2 May 2015

With the participation of:
Esra Carus; Ahmet Vehbi Doğramacı; Fırat Engin; Özge Enginöz; Erol Eskici; Eda Gecikmez; Murat Gök ; Şakir Gökçebağ Hakan Gürsoytrak; Naci Güneş Güven; Yahya M.Madra; Meltem Sırtıkara;
Esin Turan and Eric Andersen; Canan Beykal

The exhibition is presented with a reference to the title “Cut with the Kitchen Knife through the Beer-Belly of the Weimar Republic”1919 by Hannah Höch, who is the most famous female artist of Dadaist art movement. This collage was critiquing the Weimar administration.

Dada movement can be considered as the basic background of today’s contemporary art’s concepts and aesthetics. The Dadaist art movement was an interdisciplinary interaction and a collaboration tool, for all the artists and the intellectuals of the 1st WW era. We actually need to underline the fact that, it was an anti-war movement, between 1915-1923. Especially containing statements, which are against the public’s traditional understanding of war, which sanctifies war or perceiving it as inevitable. Because of these, produced with different content, shape and aesthetics, Dada as a movement, still continues to try answering the war status.

Dada, appeared in the middle of the war in 1916 and was seen as a comprehensive manifest for the European spirit. Without having any certain answers, it was somehow satisfying for the people who were at the edge of Modernism, with all the pre-war questioning of the value of human being, both as an individual and social. The war, afterwards, left an emptiness, even wiping away all those satisfactions. Dada, aspired to also erase the left-over utopias, as if wanting to convulse all the social, ethical and aesthetical values. The most important example of these, was to convert art from being a national culture component, into a metropolis phenomenon, based on industrial society’s experimentalism.

Collages, Assembles, Paintings with mixed materials, Typographic Installations, Photomontages; Mechano-Dada, Meta-Machines, Mechanic Mannequins, Happenings (Performances) in Public Spaces.

Dada, supporting an open view to all forms of art, we can see all sorts of productions in literature, music, painting, sculpture, performance, dancing and rhetoric. In short; it is interdisciplinary in today’s saying. Randomness is an important element in Dada. It is distinctive in writing, music and painting productions. Dada is also based on documenting. Magazines, posters, brochures, catalogues, flyers, letters, postcards, notes and drafts are the inventions and ways of spreading in Dada. As it is today, Dada was the expression of the modern city’s energy and dynamism, using art. It was centered in Zurich, Berlin, Paris, New York, Hannover, Köln and Amsterdam. We witness all these characters in contemporary art. Dada, was at its peak in 1920 at the Dada Fair in Berlin and historically ended in 1923; hence it’s implications, constitutes the building blocks and the base of the contemporary art.

In the period of 2013-2014, Kuad Gallery organized an exhibition celebrating the 100th birthday of John Cage and later “Unhappy Ready-Made” which was an allusion to the 100th year of Marcel Duchamp’s statement of “Ready-Made”.Consequently, with this exhibition, Kuad Gallery continues its presentations in reference to the 20th century art movements.

Beral Madra

past event: popup exhibition





past event: kurdistan international art meeting



past event: stay with me @berlin, apartment project






















































www.edagecikmez.com






StayWithMe !

Davor und auch danach starben viele Menschen, wurden getötet. Kriege sind nicht zu Ende und werden es niemals sein. Kriegsrecht, nicht zu rechtfertigende Hinrichtungen, Militärregierungen, Völkermorde ... Wirklich, was hat uns in jenen Zeiten am Leben gehalten ... Wie haben wir das, was passiert ist, gesehen? Was haben wir gesehen? Oder konnten wir überhaupt sehen? Wenn wir nicht mehr in der Lage waren zu sehen, was hat uns erblinden lassen?

Vielleicht haben wir uns an vieles gewöhnt, sind immun gegen alles geworden.

Vielleicht sind wir abgestumpft, weil wir jede Nacht die “Live-Berichterstattung” verfolgt haben. Ja, wahrscheinlich haben wir deshalb so oft durch die Kanäle geschaltet und anderen Träumen erlaubt, uns in ihren Bann zu ziehen. Ja, das war das Vergessen, und wir haben gelernt zu vergessen.

Ich kehre zur ersten Frage zurück: Was war es? Was ist passiert? Kennen wir die Antwort?

In jedem Augenblick geschah so viel, dass der Satz zu unserer eigenen Täuschung feststand. Aber wir konnten einfach nicht mithalten.

An einem Punkt, als wir einfach nur da standen, begann “etwas” anderes. Wir waren auf den Straßen. Seite an Seite. Wir kannten uns nicht einmal, aber wir standen Seite an Seite. Wir waren dort. Wir haben gelernt, unsere Türen offen zu halten, Eimer voll Wasser vor die Wohnung zu stellen und im Falle einer Festnahme ein Dokument mit unseren Rechten an der Wohnungstür zu hinterlassen. Wir twitterten uns gegenseitig die Situation aus jeder Straße, die wir passierten.

Es war Hoffnung. Der Geist der Solidarität, die Herausforderung, Seite an Seite zu stehen.

Dann ... Nichts hat sich geändert. Wir zogen uns von der Aussenwelt zurück.
Jetzt sind wir müde. Ist es möglich, sich an diese Hoffnung noch einmal zu erinnern?
 Wir müssen irgendwo anfangen ...

Das Projekt “Stay with me” setzt hier an und verbindet Notizen, Dokumentation und Zeichnung, um mit der Assoziation dieser Erzählungen die Hoffnung, die wir hatten, wiederaufleben zu lassen.

Der Titel “Stay with me” beschreibt die letzte Anstrengung, wenn die Hoffnung schwindet: “Halte durch, gib nicht auf.” Es wurde ein Slogan, ein Ausdruck für eine kollektive Anstrengung, in die jeder involviert ist und bei der alle gemeinsam durchhalten. 

Das Projekt “Stay with me” zeigt Notizbücher von 84 Teilnehmer_innen, in denen die grenzenloseAngst, die Unsicherheit, die Existenz im Verborgenen aber auch die Hoffnung, die Wirklichkeit, die Zukunft und eben die “Augenblicke” zum Vorschein kommen. Die Ausstellung ist zwischen dem 27. November und dem 24. Dezember im Apartment Project Berlin zu sehen.

///

STAYWITHME!
Before and even after, many people died, were killed.
Wars have not yet ended and never will.
 Martial law, unjustifiable executions, military governments,  gynocides... Really, what kept us alive during those periods... How did we look, what was happening, what did we see, were we able to see? If we weren’t able to see, then what was it that had blinded us?
 Maybe we had grown accustomed to a lot, we had become immune to it all.
 Maybe listening to all the coverage entitled “live broadcasts” every night had inured us. Yes, this was probably why we changed channels so often and thus, were allowing other dreams to draw us into new realms. Yes, this was called forgetting, and we had managed to learn how to do this.
 I am returning to the first question: What was it ? What  happened? Do we know the answer?
There was so much happening at every single moment that the sentence we had constructed to fool ourselves was ready; we just weren’t able to keep up.
 At a point, as we were just standing there, “something” else began. We were on the streets. Side by side. We didn’t even know each other, but we were side by side. We were there. We had learned to keep our doors open, to put buckets full of water in front of the apartment, and in case of arrest: to post  a document showing our rights on the door of the apartment, and to note the situation on every street we passed , and tweet it to one another.
 This was the hope itself.  The spirit of solidarity, the challenge, standing side by side.
 Then... Nothing changed. We clammed up. Now, we are tired.
 Is it possible to remember this hope?
 We have to start somewhere...
 ' Stay With me’  takes from here; taking notes, documenting, drawing; remembering the hope with the association of these narrations.
The title ‘Stay with me; is chosen because it expresses a last resort when the hope is fading “hold on, don’t give up’. It grew as a slogan that expresses a collective effort where everyone is involved and holding on together.
 ‘Stay with me; is composed of notebooks that indicate limitless fear, insecurity, existence in obscurity as well as hope, reality, future and the ‘moment’, by 84 participants. 

///

StayWithMe

Daha önce ve sonra da çok insan öldü, öldürüldü. Savaşlar henüz bitmedi ve hiç bir zaman da bitmeyecek. Sıkı yönetimler, yargısız infazlar, askeri idareler, kadın cinayetleri… Sahi biz o zamanlar neresinden tutunmuştuk hayata... Nasıl bakıyorduk, neyi görüyorduk? Ya da göremiyorsak ne körleştirmişti bizi? Belki de alışmıştık çok şeye, kanıksamıştık. Her gece ¨naklen yayın” adı altında izlediklerimiz belki de bizi duyarsızlaştırmıştı. Belki de bu yüzden sık sık kanal değiştiriyorduk ve başka hayallerin bizi sürüklemesine izin veriyorduk. Unutmak deniyordu buna ve bunu öğrenmeyi başarmıştık.
 İlk soruya dönersek: Neydi? Ne olmuştu? Her an o kadar çok şey oluyordu ki, kendimizi aldatacak cümlemiz hazırdi; yetişemiyorduk. 
Ve bir noktada öylece beklerken başka bir ‘şey’ başladı. Sokaktaydık. Yan yanaydık. Birbirimizi tanımıyorduk ama yan yanaydık. Oradaydık. Kapılarımızı açık bırakmayı, kapı önüne su dolu kovalar koymayı, tutuklanma halinde haklarımızı bildiren maddeleri apartman girişlerine asmayı öğrenmiştik – geçtiğimiz her sokaktaki durumu bildiren notları birbirimize tweetlemeyi de.
 Bu  umudun kendisiydi. Dayanışma ruhu, mücadele ve yan yana var olma. Sonra ... Birşey değişmedi... Tekrar içimize kapandık. Şimdi artık yorgunuz. Peki umudu yeniden hatırlamak mümkün mü? Bir yerden başlamalı...
 ‘stay with me’  tam da buradan yola çıkıyor,notlar tutmak, belgelemek, çizmek : umudu bu anlatıların birlikteliğiyle yeniden kurmak
Umudun en azaldığı anlarda son bir çaba için sarf edilen ‘uyuma, dayan’ sözlerinin ingilizce karşılığı ‘Stay with me’ bu yüzden proje başlığı olarak seçildi. Herkesin dahil olduğu, kolektif çabayı ve birbirine tutunmayı ifade eden bir slogana dönüştü.
 Selda Asal'ın girişimiyle gerçekleştirilen bu proje 84 katılımcının ürettiği, sınırsız korkuyu, güvensizliği, belirsizlik içerisinde var olmayı olduğu kadar ümidi, gerçeği, geleceği ve o an’ı  gösteren kitap-defterlerden oluşuyor.

Erteleme // Postponement: 3. Mardin Bienali : ‪#‎direnhalklarınkardeşliği‬ #direnKOBANE




3. Uluslararası Mardin Bienali Ertelendi

“Mitolojiler” konseptli 3. Mardin Bienali’ni coğrafyamızdaki halkların yaşadığı acılar nedeniyle ileri bir tarihe erteliyoruz. Sanat susmaz, susmayacak ancak vakit çocuk çığlıklarını duymanın vaktidir.
Bizler 3. Uluslararası Mardin Bienali Ekibi olarak, Mezopotamya ve Anadolu arasında önemli bir kesişim ve etkileşim alanı olan Mardin’de, “Mitolojiler” konseptiyle, iki uygarlığın ortak belleğini antik çağlarda olduğu gibi dünyanın her köşesiyle harmanlayıp, yeni sentez işlerle yaşadığımız bin yılın sorumluluğunu yerine getirip, o şehirlerin, o ülkelerin sınırlarını aşan akıl almaz renk ve zenginlikteki kültür denizine kendimizce birkaç damla katmak istemiştik. Bunu yapmaya çalıştığımız dönemde, Mezopotamya’nın içinde bulunduğu süreç oldukça manidardı. Son derece ciddi gelişmelerin yaşandığı bu süreçte, sadece belirli coğrafyaların yeniden haritalandırılmasına değil, halkların geleceklerini belirleyecek bir döneme şahit olmaktaydık. Bunun için Kobanê kuşatmasına ya da Êzidîlere yapılan saldırılara, Êzidî halkının karşı karşıya geldiklerine bakmak yeterli.
Biliyorduk; birileri Mezopotamya ovasını kan deryasına boyarken, birileri Babil Kulesini inşa ediyordu; birileri insanları, evlerini ve düşlerini talan ederken, birileri de yazıyı icat ediyor ve büyük tapınakların duvarlarına mitolojileri resmediyordu. Karanlık ne kadar barbarca ve zulümle gelirse gelsin, ışık her zaman ‘’bu topraklarda’’ vardı ve kendini korkusuzca karanlığın önüne attı. Aydınlığın kendini ilk var ettiği alan da hep sanat oldu. Umudun bitti dendiği yerde ışık sanatla var oluyordu. Biz Uluslararası Mardin Bienali, “Mitolojiler” ile bunun en doğru zaman olduğunu düşündük. Karanlığın en barbarca kendini dayattığı bu günlerde sanat ile bir çığlık, bir mum yakmak istedik, Mezopotamya’nın Kuzeyinden veya Anadolunun Güneydoğusundan… Çığlığımız “ışık var” demek, çığlığımız “mitolojiler yaşıyor” demek, çığlığımız “yarın birlikte daha güzel olabilir” demek ve çığlığımız “sanat ile daha güçlü, daha güzel olabilir” demekti.
Lakin çığlığımız korkusuzca kendini bu ana kadar getirirken bizim sesimizden, bizim çığlığımızdan daha büyük bir ses duymaya başladık. Bu çığlığın adı Kobanê, bu çığlığın adı Şengal… Bu çığlığın adı vicdanın barbarlık karşısındaki duruşu. Bu çığlık, bu topraklarda yaşayan herkesin yüreğinde kanayan yara. Korkmuyoruz, inanıyoruz ve umutluyuz.
17 Ekim-17 Kasım tarihleri arasında yapmayı planladığımız 3.Mardin Bienalini yanı başımızda vuku bulan acıların görülmesi ve duyulması için erteliyoruz. Sanatçılarımızın ve Mardin halkının desteği hep bizimle oldu ve olmaya devam edecek. Çok yakın bir gelecekte çocukların değil sanatın çığlığıyla bir arada olacağız…
Mardin Sinema Derneği
Döne Otyam, Ferhat Özgür, Fırat Arapoğlu, Mehmet Baran, Sait Tunç, Mesut Alp, Fikret Atay, Hakan Irmak, Ferhat Satıcı, Hülya Özdemir, Claudia Segura Campins,Canan Budak, Can Bulgu

Em ji bo vî dengî bidin bihîstin Bîenala ku divê ji 17/10 heya 17/11 ê ba ji bo wextekî betal dikin

Me xwest li ser navê koma 3'emîn Bîenala Navnetewî ya Mêrdînê, li vî bajarê ku çandên Anatoliyayî û Mezopotamyayî ji hev tên birin û ji hev distînin Bîenalekê bi konsepta « Li Mêrdînê Mîtolojî » darxînin. Me xwest em bibin niqutek av di nav vê deryaya çandê de û vê çanda bêsînor ku tu bend û birc xwe li ber negirtibin dîsa derxin derve û berpisyariyên xwe yê vê sedsalê bînin cîh... Gava ev xwestek hatin ser ziman, ji xwe pevajoya Mezrabotan bêwate bû. Di vî wextê ku gelek guhertinên girîng li ser van axan çêdibûn , em ne şahidê ji nûve ava kirina erdnegariyê bûn lê belê şahidên ji nuvê ava kirina pêşerojan gelan bûn. Gava ku em bala xwe didin rewşa serpêhatinên Kurdan û kurdên Êzidî armanca wan diyartir dibe. Lê kurdan tu carî ev sînorên ku wan ji hev qut kirine qebûl nekirine û herdem li ser sînor hatine kuştin.
Erê em dîsa jî dibêjin ku, gava ku li aliyekî kuştin, xwîn, qetil kirin dibûn li aliyên din jî birca Babîlê bilind dibû. Gava ku keç û zar û zêç dihatin revandin, kuştin û winda kirin li aliyêk din jî nivîs hatibû dîtin û mîtolojî li ser dîwarên mezin yên parestan dihatin nivîsandin. Her çiqasî tarîtî bi hovitî û bi zilm were xwe li ser van axa deyne jî , ronahiyê xwe qet ji vir qut nekir û xwe kir sîper li hember zilm e. Gava ronahiyê rehên xwe berdan van erdan zanî bû ku ev xelq wê dest ji wê bernede. Me jî jê bawer kir û nexwest hêviya xwe bikujin. Ronahî bû hûner , hûner bû ronahî. Di vê wextê qirik tije de me hêvî dîsa ji çande kir da ku ronahiya me qut ne be. Ev Bîenal wê bi hewara me ve bihata . Me nê bang kiriba ji bakûrê Mezopotamyayê heya bakûrojhilatê Anatoliyayê. Wê banga me bi wateya « ronahî heye » ba. Wê banga me bi wateya « mîtolojî hê sax e » ba. Me nê bi hev re bang kiri ba « sibêhên me bi hûnerê dikarin xurttir bibin,pêşeroj dikare xweştir be ».
Lê mixabin, herçiqas bang û dengê me , me bêtirs anî be heya van rojan jî , me dengên bilindtir û dijwar ku didin pêşiya dengê me bihîstin. Navê vê hewarê Kobanê bû...
Navê wê ,wicdanên ku li hember hovitiyê serî rakirine bû. Ev dengê dijwar di dilê hemû kesên ku li ser van axan dijîn de ye. Me xwest li ser navê koma 3'emîn Bîenala Mêrdînê bi wan re bibin yek deng û bi wan re kîr bikin. Lê tevli wê jî ,em divê rê bidin dengên wan ji bo ku tu tişt nakeve ber vî dengê dijwar . Em natirsin, bi bawer û bi hêvî ne . Wê dengê Kobanê bê bihîstin...
Em ji bo vî dengî bidin bihîstin Bîenala ku divê ji 17/10 heya 17/11 ê ba ji bo wextekî betal dikin. Em ê di wextêk nêz de, ji bo van êşan nedin jibîr kirin û bidin dîtin dîsa xwe amade bikin...
Komeleya Sînemê ya Mêrdînê
Döne Otyam, Ferhat Özgür, Fırat Arapoğlu, Mehmet Baran, Sait Tunç, Mesut Alp, Fikret Atay, Hakan Irmak, Ferhat Satıcı, Hülya Özdemir, Claudia Segura Campins,Canan Budak, Can Bulgu

The 3rd International Mardin Biennial postponed

As the team responsible for the organization of the 3rd International Mardin Biennial, we have had one goal in mind, that is to make our own humble contribution to Mesopotamia by organizing a project around the concept of “Mythologies” which would take place in Mardin, an important junction and an area of interaction between Mesopotamia and Anatolia. We sought to do so by blending the shared memory of these two regions with other corners of the world through new artistic syntheses. The timing of this project was rather meaningful. During the period in which we took this task upon ourselves, we were witnessing not only the remapping of territories, but also a time in which the future of peoples was being determined. In order to understand what is meant by this, one does not need to look further than what has recently befallen on the fate of the Yazidis and the Kurdish people in Kobanê, who have been and continue to be ruthlessly attacked...
Yet, we knew from times long past that when some had wrought destruction in Mesopotamia, others had built the Tower of Babylon. When some had crushed other peoples along with their dreams and homes, others were occupied with inventing the writing system and painting mythological figures on the walls of magestic temples. The light continued to survive in these lands despite the forceful and barbaric manner in which the darkness often presented itself. Yet, the light never ceased to stand fearlessly against the dark and always regenerated itself first and foremost through art. Even when no hope was left in sight, the light continued to come into being through art. Bearing this fact in mind, we, as the 3rd International Mardin Biennial team, though that this was the right time to light a candle against darkness in the north of Mesopotamia and the southeast of Anatolia. Our wish was to reiterate our belief that there was still light and that the mythologies were still in existence; that tomorrow could be better and stronger through art...
However, we now hear a cry that is greater than our voices and it comes from Kobanê. Kobanê that stands ever so firmly against the barbarism of its attackers has become the bleeding wound in the hearts of all those who live in this region. We would have liked to carry out the 3rd International Mardin Biennial as originally planned, but we know that in order for the voice of Kobanê to be heard, we need to go quiet and make all necessary efforts for its voice to be heard more. We are not afraid. On the contrary, we are hopeful that Kobanê’s voice will indeed be heard. That is why we have decided to postpone until further notice the 3rd International Mardin Biennial, which was supposed to take place between October 17 and November 17. It will take place in near future for the sufferings which take place right in front us to be seen and heard...
Mardin Cinema Association

Döne Otyam, Ferhat Özgür, Fırat Arapoğlu, Mehmet Baran, Sait Tunç, Mesut Alp, Fikret Atay, Hakan Irmak, Ferhat Satıcı, Hülya Özdemir, Claudia Segura Campins,Canan Budak, Can Bulgu