next event: Domates Biber Patlıcan 3 I Produce 3


*Please scroll down for English*

Sergi, film, performans gösterimleri ve üretimlerinden oluşan Domates Biber Patlıcan’ın üçüncü edisyonu “Tipik Bir Orta Saha Mücadelesi Şeklinde Geçen Karşılaşma” bu sene 21 Nisan’da başlıyor. 

Üretimlerde bu sene özellikle toplumsal ve sosyal hareketlerin ortaya çıkışı, bu süreçte bireylerin ve vücutların etkileşimi, bu etkileşimin toplumda dalgalar halinde yayılması konu alındı.

Bu edisyonun sergileri 21 Nisan-28 Mayıs arasında izlenebilir. Film gösterimleri, performanslar ve konuşmalardan oluşan etkinlik programı ise 21-27 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecektir. 

Bu sene Domates Biber Patlıcan 3’te, İstanbul’da ilk kez gösterilecek referans işlerin yanı sıra, SPOT Üretim Fonu desteği ile üretilen 15 yeni proje sergilenecektir.

Etkinlikler ve sergiler herkese açıktır ve ücretsizdir. Kenter Tiyatrosu'nda gerçekleşecek Blitz Theatre Group performansı biletleri Biletix'te.


http://www.spotproductionfund.com/domates-biber-patlican-3/2016-dbp/?lang=tr





Consisting of exhibitions, film and performance screenings and productions, the 3rd edition of Produce, “The Game Settled Into a Cagey Midfield Match”, will start on April 21.

This year’s productions deal with social movements, how they form, spread in waves and surge within masses, as well as the interaction of bodies and individuals involved.

This editions’ exhibitions will be on display from April 21 through May 28. Film screenings, performances and talks will take place between April 21 - 27.

This year, alongside reference existing works, on view will be 15 new projects commissioned by the SPOT Production Fund.

Exhibtions and events are open to all and free of charge. See Biletix link for tickets to the Blitz Theatre Group performance at Kenter Theater.




past event: "Ödünç Alınmış Birliktelik // Borrowed Togetherness", Ankara




Eda Gecikmez  “Ödünç Alınmış Birliktelik” sergisi ile 12 Mart’ta Ankara m1886 Sanat Projeleri’nde...

Eda Gecikmez’ in  “Ödünç Alınmış Birliktelik” sergisi  12 Mart – 17 Nisan 2016  tarihleri arasında m1886 Sanat Projeleri’ nde  izleyicisiyle buluşuyor.
Her şeyin birer görüntüye dönüştüğü günümüz dünyasında, Eda Gecikmez bu arsızca üretilen ve tüketilen görüntülerin hızını yavaşlatıp daha yakından inceler ve onları parçalarına ayırıp tekrar oluştururken ilk anlamlarını ya da amaçlarını bozguna uğratır. Alışılagelmişin güvenlikli alanlarını  yıpratarak izleyiciyi  bir sınırın ihlaline davet eder, bu sınır iktidarın ideolojik bir aygıt olarak kullandığı dildir.

Sergi 17 Nisan 2016 tarihine kadar m1886 Sanat Projeleri’ nde görülebilir.

past event: Ottomans & Europeans: Pasts and Prospectives



Belçika’nın önde gelen sanat kurumlarından biri olan BOZAR’ın liderliğinde, altı sanat kurumunun ortaklığıyla, 4 – 27 Mart 2016 tarihleri arasında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi Tek Kubbe Salonu’nda “Osmanlılar ve Avrupalılar: Geçmiş Zamanlar ve Olasılıklar” başlıklı bir sergi gerçekleştiriliyor.
Avrupa Birliği Kültür Programı’nın desteğiyle, BOZAR’ın liderliğinde yürütülen Osmanlılar ve Avrupalılar: 500 Yıllık Kültürel İlişkiler Üstüne Düşünmek adlı projenin İstanbul ayağı olarak gerçekleştirilecek serginin küratörlüğünü Beral Madra üstleniyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Cittadellarte-Pistoletto Foundation ortaklığıyla düzenlenecek sergi ücretsizolarak gezilebilecek. Sergide Erol EskiciLeone ContiniEda GecikmezMary Zygouri,Driant Zeneli ve Naci Güneş Güven’in çalışmaları yer alacak.

(Please scroll down for English.)

OSMANLILAR VE AVRUPALILAR: GEÇMİŞ ZAMANLAR VE OLASILIKLAR

500 Yıllık Kültürel İlişkiler Üstüne Düşünmek Beral Madra Osmanlılar ve Avrupalılar: Geçmiş Zamanlar ve Olasılıklar sergisi, Brüksel’deki BOZAR Güzel Sanatlar Merkezi’nin liderliğinde yürütülen Osmanlılar ve Avrupalılar: 500 Yıllık Kültürel İlişkiler Üstüne Düşünmek adlı projenin İstanbul sunumu olarak, Cittadellarte-Pistoletto Vakfı ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Sergide, sanatçılar Leone Contini, Erol Eskici, Eda Gecikmez, Naci Güneş Güven, Driant Zenelli ve Mary Zygouri, 29 Haziran-17 Temmuz 2015 tarihlerinde konuk sanatçı olarak yaşadıkları ve çalıştıkları Biella’daki Cittadellarte-Pistoletto Vakfı’nda tohumları atılan eserlerinin ilk sunumlarını yapıyor. Gülçin Aksoy, Ergin Çavuşoğlu, Güven İncirlioğlu, Adrian Paci ve Michelangelo Pistoletto bu çalışma sürecine düşünce, bilgi ve deneyimleriyle katkı sağladılar. Sanatçıların ikinci buluşması 1-3 Ekim 2015’de İstanbul’da düzenlendi. Bu konuk sanatçı programı, Paolo Naldini, Juan Sandoval, Cecilia Guida ve benim dâhil olduğum bir küratöryel ekiple gerçekleştirildi. Serginin küratörlüğünü ise Juan Sandoval ile birlikte üstleniyoruz. Projenin Biella’daki konuk sanatçı bölümü, Ortadoğu, Doğu ve Güney Akdeniz siyasal coğrafyasında sürmekte olan savaş, terör, derin toplumsal ve ekonomik bunalım ve kitlesel mülteci krizi sırasında yapıldı. Buluşmanın ön amacı, BOZAR’daki tarihsel sergiye ilişkin olarak Avrupa Birliği ve bölgedeki stratejik ülke Türkiye’nin çağdaş sanatçıları arasında sanatsal ve yaratıcı ilişkileri güncelleştirmekti; ancak sürmekte olan kriz bağlamında konuşma ve tartışmaların tarihsel, siyasal, ekonomik ve kültürel içerikleri genişledi ve karmaşıklaştı. Osmanlılar ve Avrupalılar başlığına bağlı olarak tarihsel kazanımlar, kayıplar ve Avrupa ile Türkiye arasında günümüzdeki kültür alış-verişini etkilediği varsayılan tarihsel kültür ilişkileri üstüne düşünmeye davet edilen sanatçılar, ilginç ve kışkırtıcı sonuçlar alacaklarını tahmin edebiliyordu; ama hemen sonra daha kuşkucu ve muhalif de oldular. Sık sık sorular sordular: “Biz Osmanlı mıyız?”, “Biz Avrupalı mıyız?”, “Biz tarihçi miyiz?”, “Bu özgül tarih çağdaş sanat söylemleri ve pratiği açısından ne kadar geçerlidir?” Bu ağır ve karmaşık belleği ayrıntılı olarak tartıştılar ve her an duyumlu ve sorumlu bir yaklaşımla sürdürülebilir güncel ilişkiler için yeni iletişim ve işbirliği yolları aradılar. Sergideki yapıtlar bu tartışmalar ve diyaloglar içinden doğdu. Türkiye’den ve Avrupa’dan sergiye katılan sanatçılar için düşüncelerini sanat yapıtı aracılığıyla topluma ulaştırmak –diğer yararlı özelliklerinden önce– demokrasiye, ifade özgürlüğüne ve insan haklarına katkı anlamına geliyor. Michelangelo Pistoletto’nun Unidee (Fikirler Üniversitesi) manifestosunun koruma kalkanının altında bu proje, sanatçıların var olan kültürel ve toplumsal-siyasal ortam ve sorunlar üstüne düşüncelerini yaymak için verimli bir çalışma oluşturuyor. Çalışma bilgi paylaşma, yorumlama ve besleyici işbirliğine dayandığı için de bu sergideki sonuç beklenenden çok daha değerli oluyor.


OTTOMANS AND EUROPEANS: PASTS AND PROSPECTIVES

Reflecting on Five Centuries of Cultural Relations Beral Madra Ottomans and Europeans: Pasts and Prospectives exhibition is realised as the Istanbul presentation of the Ottomans and Europeans: Reflecting on Five Centuries of Cultural Relations project led by BOZAR Centre for Fine Arts (Brussels), and in partnership with Cittadellarte-Pistoletto Foundation and Istanbul Foundation for Culture and Arts (İKSV). In the exhibition, artists Leone Contini, Erol Eskici, Eda Gecikmez, Naci Güneş Güven, Driant Zeneli and Mary Zygouri present their works that were conceived 29 June-27 July, during the artist residency program in Cittadellarte-Pistoletto Foundation in Biella, with the theoretical collaboration and dialogue with senior participants Gülçin Aksoy, Ergin Çavuşoğlu, Güven İncirlioğlu, Adrian Paci and Michelangelo Pistoletto. The second meeting of the artists was held 1-3 October in Istanbul. The residency program was curated and coordinated by a curatorial team composed of Paolo Naldini, Juan Sandoval, Cecilia Guida and myself, while we co-curated the exhibition with Juan Sandoval. The residency phase of the project progressed in Biella during the ongoing wars, terror, deep social and economic unrest and massive refugee crisis in the Middle East, East and South Mediterranean geo-political context. The initial aim of the project, related to the historical exhibition in BOZAR, had the intention to up-date the artistic and creative relationship between the contemporary artists of the European Union and Turkey; however under the circumstances of the ongoing crisis, the content of the dialogues and discussions expanded to political, economic and cultural contexts, and became more complex. Invited with the expectation to reflect on historical endeavours and fault-lines, the impact of historical cultural exchange on the present cultural interaction between Europe and Turkey –as suggested by the title Ottomans and Europeans– the artists could estimate interesting and provocative results, but soon they also grew sceptical and dissident. They frequently asked the questions: ‘Are we Ottomans?’, ‘Are we Europeans?’, ‘Are we historians?’ or ‘Is this particular history relevant in contemporary art discourse and art-making?’ They extensively discussed the values of this heavy and complex memory, and thought with sensibility and responsibility on new ways of communication and collaboration for a sustainable cultural relationship. The works in the exhibition are conceived from these encounters and dialogues. For the artists from Turkey and Europe, extending their individual ideas to the public through the artworks is –before all other benefits– a contribution to democracy, freedom of expression and human rights. Under the aegis of Michelangelo Pistoletto’s Unidee (University of Ideas) manifestation, this project will present an expedient ground for expanding and complementing the opinion of the artists about the existing cultural and socio-political context and problems. As it is based on shared information, interpretation and substantial collaboration, the outcome of the project is much more valuable than expected.

past event: contemporary istanbul art fair / mixer B1-405



Stand Booth NumberB1-405
Tarih Date: 12.11.2015 - 15.11.2015
Yer Location: İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı
The Istanbul Convention and Exhibition Center (ICEC)
Mixer, Contemporary İstanbul Sanat Fuarı kapsamında geçmişten bugüne birlikte çalıştığı sanatçıların ilk kez göreceğiniz işlerini bir araya getiriyor. B1-405'te sizleri bekliyor olacağız.
Mixer brings together artists' works which you have never seen before for Contemporary Istanbul Art Fair. We will be glad to see you at booth number B1-405.

past event: "Alien Self Disorder" , Tranås, Sweden





Sergi: “Alien Self Disorder”, Tranås, İsveç

Kultivera, Uppsala Literature Centre ve Türkiye Avrupa Vakfı işbirliğiyle, İsveç Enstitüsü’nün Creative Force Programı dahilinde Türkiye’den davet edilen beş kadın sanatçı ve aktivist bir aylık residency programı sonunda kollektif bir sergi gerçekleştiriyorlar. Azınlık ve kadın haklarının vurgulandığı, ifade özgürlüğü, eşitlik, insan hakları ve demokrasi gibi konuların tartışıldığı bu program çerçevesinde katılımcılar yerel sanatçı ve aktivistlerle bir araya geldi.

Her biri farklı alanlardan gelen katılımcılar ortak bir duygu deneyimi olarak bu sergiyi “alien self disorder” kavramı bağlamında oluşturuyorlar. Daha çok Afro Amerikalılara yönelik bir tanı olan bu kavramı, Na’im Akbar, bir grup insanın doğalarına ve sağ kalma içgüdülerine karşıt davranışları olarak tanımlar. Bu grubun baskın davranış biçimleri doğal ve kültürel eğilimlerini reddetmeye dayanır. Kendi yaşamlarına ve iyiliklerine ters yönde hareket etmeyi öğrenmişlerdir ve de bunun bir sonucu olarak kendilerine yabancılaşırlar. Türkiye’nin politik coğrafyasından uzak bir mesafede çalışmayı deneyimleyen katılımcılar, üretimlerinin ortak noktası olarak bu kavramda buluşuyorlar.

Sergi 13 Kasım - 12 Aralık 2015 tarihleri arasında Tranås kent kütüphanesi sergi salonunda görülebilir.

Katılımcılar: Eda Emirdağ, Gözde Robin, Eda Gecikmez, Gökçe Sandal, Seher Uysal

Açılış: 13. 11. 2015 / 18:00
Adres:Tranås Stadsbibliotek, "Smatten",Tranås, İsveç




Exhibition: “Alien Self Disorder” Tranås, Sweden

Five women artists and activists invited to Sweden by a collaborative project designed by Kultivera, Uppsala Literature Center and Turkey-Europe Foundation within the Creative Force program of the Swedish Institute, are now creating a collective exhibition at the end of the one month residency program. With particular emphasis on the rights of women and minorities; the participants came together with local artists and activists to discuss freedom of speech, equality, human rights and democracy.

The artists, each coming from different disciplines and backgrounds, are creating this exhibition in the context of “alien self disorder” as a collective experience of emotions and reflections. Coined to diagnose a mental disorder among African Americans, Na’im Akbar defines the term as “that group of individuals who behave contrary to their nature and survival. They are a group whose predominant behavior patterns represent a rejection of their natural and culturally valid dispositions. They have learned to act in contradiction to their own life and well being. As a consequence they are alienated from themselves.” After having experienced working geographically away from the political climate of Turkey, the participants chose this concept as a common meeting point for their works.

The exhibition can be visited in the Tranås city library’s exhibition hall between the dates 13 November-12 December 2015.

Participants: Eda Emirdağ, Gözde Robin, Eda Gecikmez, Gökçe Sandal, Seher Uysal

Opening: 13.11.2015 / 18:00
Adress:Tranås Stadsbibliotek, "Smatten",Tranås, Sweden





past event: "Toplumsal Aralık / Social Interstice"





TOPLUMSAL ARALIK

5 KASIM- 26 ARALIK 2015

EDA GACİKMEZ, ESİN TURAN, FIRAT ENGİN, KOMET, MERVE ŞENDİL, MURAT MOROVA, SERHAT KİRAZ


2015 başından bu yana "ÇAĞRI SARAY – OUTSIDER", "DADA MUTFAK BIÇAĞIYLA KES…", "İNCE AYARLI VE ÇOĞUL", "MANİFESTO DÜŞÜNME BİÇİMİ – BİR YOK OLMA YOLU" - 14. İstanbul Bienali Dolayısıyla KİEV VE TİFLİS’TEN ÇAĞDAŞ SANAT Sergilerini gerçekleştiren Kuad Galeri’nin yıl sonu sergisi yine Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu siyasal-toplumsal-ekonomik süreçte görsel sanat üretiminin işlevsel, düşünsel, estetik varlığına dikkati çekmeyi amaçlıyor.

Görsel sanat yapıtlarının içerdiği eleştiri ve tartışma açılımlarının kökenindeki karşı çıkış, günümüzün demokrasi düzeninin sağladığı bir ifade biçimi ve toplumun özellikle dışlanmış ve ötekileştirilmiş belirli kesimlerinin hak ve istekleri bağlamında bir eylemdir. Son on yılda gerçekleştirilen yapıtlarda bu açıdan ortak özellikler gözlemleniyor. Tüm yönlere doğru yapılan bütün hareketler bir sosyo-politik ve ekonomik sindirme, hayal kırıklığı ve umutsuzluktan ortaya çıkan kara mizahı, insan sevmeme ve zarar vericiliği yansıtmaktadır. Bu yorumların, keşiflerin, ifadelerin ortaya serilmesi izleyicinin yalnızca önünden geçip bakması için değildir. Bu anlatım katmanlarının ve imgelerinin derin yarıklarında izleyici ile karşılıklı bir ilişki içine girme arzusu ima edilmektedir. “İlişkisel estetik” isimli kitabında Nicholas Bourriaud bu olguyu ele almakta ve bunu toplumsal aralık (interstice) olarak sanat yapıtı terimiyle tanımlamaktadır.

1 Kasım seçiminden sonra Türkiye yeni bir döneme girerken, sürece bu başlıkla katkıda bulunuyor ve sergiye katılan değerli sanatçıların bu bağlamdaki yapıtlarına dikkat çekiyoruz.

past event: Başka Bir Düyanın Zarafeti // Grace of Another World




Ayşe Bezenmiş, Eda Gecikmez, Emrah Altınok, Erhan Özışıklı, Gümüş Özdeş, 
Güneş Çınar, Merve Şendil, Serra Behar, Yağız Özgen, Yavuz Erkan
Kürasyon / Curation : Nihan Çetinkaya

(please scroll down for English)

Başka Bir Dünyanın Zarafeti

“Size öyle küçük bir şey söylemeye çalışıyorum ki, söylerken onu zedelemekten korkuyorum.” Christian Bobin

Sergi, ismini, Gilles Deleuze’ün sinema estetiği üzerine yazdığı iki ciltlik çalışmasının ilk cildi olan Image-Mouvement (Hareket-İmge) isimli kitabında yer verdiği bir cümleden alıyor. Deleuze, hareketi, sübjektif ve objektif algı olarak ikili bir sistem içinde tartıştığı bir yerde, Fransız sinemasının bu subjektiviteyi keşfinin tanığı olarak suyla kurduğu ilişkiden bahsederken, su diyor, öyle bir ortam ki, hareketin kendisini hareket eden şeyden ayırabiliyor; hareketliliği hareketten soyabiliyoruz; suyun soyut akışkanlığı yeryüzü insanından farklı bir dünyaya ait bir insanın ortamını bize yaratabiliyor; sudaki hareket, adeta ‘başka bir dünyanın zarafetini’ çağırıyor.

Ulus Baker ise, Sanat ve Arzu seminerlerinde, bakış açısı mefhumu’nu anlatırken başvuruyor bu söze ve başka dünyadan olmanın taşıdığı zarafeti, hayvanlardan örnek vererek yine su ve kara karşıtlığına göndererek açıklamaya çalışıyor. Bir kuğu, diyor, kendi dünyası olan sudan çıkıp karaya ayak bastığında paytak paytak yürümeye başladığında, onun bu kusuru bizde bir hayranlık uyandırır; kesinlikle acımayız ona. O sarsak yürüyüş hoşumuza gider çünkü zariftir. Kuğunun kendi dünyasından bizlere taşıdığı bir zarafet, bir ışıldama vardır. İşte philia yani dostluk, sevgi ya da aşk olarak karşılayabileceğimiz duygulanımın başlangıcının da bu öte ya da başka dünyaya duyulan hoşlanma ve merakla başladığının vurgusunu yapıyor. “Bu başka dünyalı olma halini anlamamız gerekmez ondan hoşlanmamız için; tıpkı bir tablonun önüne geçtiğimizde karşımızda duran imgenin bizde hayranlık uyandırmasının onu anlamamızdan çok önce gerçekleşmesi gibi.”

Doğumumuzdan itibaren duyularımız aracılığıyla algılayabildiğimiz ve kendimizi, içinde bulunduğumuz dünyadan ayırt ederek çizdiğimiz sınırla ifade ettiğimiz andan itibaren temellük ettiklerimizi, mutlak gerçeklikler olarak kabul etmektense, hep bir şüpheyle yaklaşabilmenin zarafeti bu. Bir başka dünyadan olma, bir özgürlük alanını katettirdiği için, kişinin, temas ettiği farklı dünyalara bilinemezliğin gölgesinde duyduğu saygı ve kendi varoluşunun olası ağırlığından duyduğu utancın bir sonucu olarak bir afallama içinde olması; kendi dünyası ile diğer dünyalar arasındaki bu ara bölgede, kendi mevcudiyeti ile ötekine uyguladığı şiddet arasında belki biraz mahcup bir edayla yaşamaya çalışması. Bize göre sanatçının dünyalararasılığı da böyle bir varoluş. Dolayısıyla, görünenlerin anlık hisler vasıtasıyla hakikatle örtüştüğü ama uzun sürmediği, cismaniyetin açığa çıktığı ölçüde arkasındakini kapattığı temsil dünyasında bir varolup aynı hızla yok olan dünyalardan ve gözün gördüğüne koşulsuz bir inanç içinde olmamanın zarafetinden dem vuruyoruz. Aklın ve akıl olmayanın, anlam ve anlam olmayanın arasında bir örümcek titizliği ve sessizliğinde gezinebilmenin, kendiliğindenliğin kollarında mutlu olmanın zarafetinden; kibar olmakla ya da nezaket kuralları olarak geliştirilmiş, bedenin kodlanarak tahakkümünü içeren bir dizi sosyalleşme aygıtıyla alakası olmayan bir şeyden.

-----------------------------------------------------------------

Grace of Another World

“I’m trying to tell you something so small that I fear I might harm it in the process.” Christian Bobin

The exhibition takes its title from a sentence in Gilles Deleuze’s Image-Mouvement, the first book of his two-volume study on film aesthetics. At a point where he discusses movement within a dual system of subjective and objective perception, Deleuze mentions the relationship French cinema forges with water as witness to its discovery of this subjectivity. Water, he says, is a medium that can distinguish movement itself from that which is moving; we can divest mobility from movement; the abstract fluidity of water is able to create for us the environment of a person who belongs to a different world than the earthly person; it is as if movement in water calls on the “grace of another world”.

Ulus Baker refers to this quote while explaining the concept of point of view in his Art and Desire seminars, and tries to clarify the grace inherent in being from another world by giving examples from animals and again by going back to the opposition of land and water. When a swan, he says, goes out of its own element, which is water, and starts to waddle on land, this flaw fascinates us; we certainly do not pity it. The tottering walk appeals to us because it is graceful. The swan brings us a kind of grace or radiance from its own world. It is with this very appeal and curiosity of an over and other world that the affect we can describe as philia, that is friendship or love begins. “We do not need to understand this state of being from another world in order to like it – just as the fascination an image incites in us when we look at a painting takes place a lot before we actually understand it.”

This is the grace of being able to always approach with doubt what we have perceived with our senses since birth, and what we have appropriated since we defined ourselves by the boundary we drew between ourselves and the world we live in, instead of accepting them as absolute truths. It is the state of being taken aback as a result of one’s respect in the shadow of the unknown for the different worlds with which one comes in contact, and of the shame one feels of the possible weight of one’s existence, as being of another world has one traversing a space of freedom – it is one’s trying to live perhaps with a tinge of embarrassment in this middle area between one’s world and other worlds, between one’s presence and the violence this exerts on the other. We think that artists’ being-between-worlds is such an existence. Therefore, we are talking of worlds that come into being and disappear as fast as they came, and of the grace of not having unconditional faith in what the eye can see in this world of representation where whatever lies behind is occluded from view to the extent that materiality gets expressed, and where what is visible corresponds with the truth through momentary sensations but does not last. The grace of being able to roam around between reason and non-reason, meaning and non-meaning with the meticulous silence of a spider, of being happy in the arms of spontaneity; of something that has nothing to do with a series of socialization devices developed as a means to be polite or refined and involving the domination of the body through its codification.